<GERİ<
DİĞERLERİNDEN

ODUNDAN KALEME BİR UZUN YOL

 

Yol bitince bizim oralar başlar. Bizim oralar sondadır. Bizim oralar daha da sondadır. Bizim oralar en sondadır. Sonun başı değil, sonun da sonudur. Her şeyin son geldiği yerdir. Hatta kimi zaman hiç gelmediği yerdir. Bizim oralar yüksektir. Bizim oralar en yüksektir. Bir biz yaşarız, bir de bizim gibiler. Karakol uzaktır. Okul uzaktır. Yol uzaktır. Candarma bırakır bazen açılmış mektubu. Ben okuyamam. Biz okuyamayız. Bizimkiler okuyamaz. Öbür köylerden biri okur sadece. O da yazan köylü değilse okur. O kağıt da niye gelir, nerden gelir ben bilemem. Ben sadece Kabe’den gelen, elden ele yediye dağıtılacak kağıdı bilirim. Amma onu da okuyamam.

Babam çalıştı tarlada anamınan. Sonra Yemen’de düştü amcamınan. Bir tek boş kese, bir iğneli iplik geldi babamdan, amcamdan o da yok. Herhal ikisinin de söküğünü babam dikermiş ki. Ben çalıştım tarlada tek öküzünen, bir de avradınan. Ben babamdan çok kazandım. Avrat yüklü, doğurdu. Benim de oğlum oldu. Ben doğdum, oğlum oldum.

Dedem çalıştı tarlada ebeminen. Babam çalıştı tarlada tek öküzünen, bir de anamınan. Beni de çok çalıştırdılar. Şarkışla yollarında iki kağnı meşeye, iki ölçü gaz için. Ağır geldi. Anam çalıştırmadı beni. Mektup okuyabileyim diye. Babama yük ağır geldi, anamı dövdü oğlanı okula saldı diye. Babam tarlayı hep üçe böldü. Birini kendi, ikisini anam sürdü. Biri benim yerime, anam beni okula saldı diye.

Anam kasabadan gelmiş. O da oranın fakiriymiş. Dedemin de bacısının kızı. Hükümet zoruyla gitmiş 2 sene okula. Gavur alfabeli kitaplarını yırtmışlar bütün, amma jandarma toplamış götürmüş gene de hepisini okula. Çaresiz karakolun uzak olduğu babama vermişler okumuş kızı. Anam hemşire bile olurmuş devletin yatılı okulunda. Müfettişlere bir de teke kesmişler hemi.

Ben kaçtım anamın dayısıgile. Anamın ikide bıraktığına başlamaya. Ama kağnı bırakmadı beni. Odun okuttu beni, ben de odunu. Odun bana ilçe, şehir gösterdi, ben de oduna. Hem kömür yapmayı da belledik, yükümüz hafifledi epeyce.

Beş senede bitti ilkokul. Ben cılızım, ama bıyıklarım terli. Okuldan evvel hocaya gitmişliğim var, ondan biraz da geç kalmışlığım. Okuyamayacakları, Atatürk’ü de ilk sefer onun üzerinde görecekleri, karnemle gittim köye. Hep bir ağızdan sordular “Seni nereye verdiler, bizim köye mi?”  diye. İlkokulu bitiren olmamış ki bilsinler daha yolun başı olduğunu. Hem beni verecekleri bir okul olsa bizim köyde, benim ne işim var başka yerde?

Şarkışla, Şarkışla... Odun sattığım, yollarında ağıllarda yattığım Şarkışla. Tam kırk kilometreymiş, jandarmanın vesaitiyle ölçmüşler. Ortaokul yapılmış yeni. Daha çok odun satmalıyım, daha çok ağıllarda yatmalıyım. Senede dokuz ay okula gitmenin bedeli, üç ay, üçer sefer ağıllarda yatmak ki denk gelsin. HAA BABAM!!! DE BABAM!! HAAAAAA!!! Dereler gacırdıyor. Kızılırmak gacırdıyor. Gah sabun çalarım mazılara, gah katran dökerim mazilere. Köprü yapılmış Topaç Boğazına. Unutulan köylere bac hesabına. Köprü yakılmış Topaç Boğazında, unutulan köylerden öç hesabına. Yakmasalar geçermişiz korkusuz, boş öküzün kuyruğuna yapışmadan.

Korkarız geçilen köylerin eniğinden cücüğünden. Korkarız 15 saattir yorulan öküzle sürüklenen kağnıdan, korkarız geriye dönmekten... Bekçilerin şarabı da hazır, Taşağılda içtiler bir kısmını, bir kısmı. Dağda da ormancı alır zaten oğlağı.

İlk kar düştü. Dokuzuncu ayın başı. Ana sen yolladın beni okula. Koy bir baş peynir, koy çöreğimi. Gardaşım getirir olunca arkamdan bulgurumunan yağımı. Zaten Şarkışla şura. Kağnı olmadıktan sonra akşama bile gelirim ben köye. Okul, ortaokul, Şarkışla soğuk, evi olan evinde oturur. Evi iki olanın oğlu oturur birinde, evi iki olan öbürünün de oğlu oturur birinde. Evi iki olup birinde oturmayanın, bir odasının bir duvarı yok. Kapısı var kilidi yok, penceresi var camı yok. Naylon çekili delik delik. Damın ardına işenir gece gece, sokakdaki çeşmede çimilir gece gece. Alışkınım, odunda getirilir gece gece. Şarkışla yolları geçilir gene gece. İşenir, çimilir, kaçılır, geçilir hep gece! Ayıbımı kusurumu saklayan gece... Ana olmaz olaydın. Şarkışla bitti, ben arttım.

Sivas. Bana öğretenler gibi olacağım. Anama öğretenler gibi olacağım. Hem yayan da gidilmez. Babam çalışmış oniki gün tren yolunda. Atatürk zorlamış; “Parası olmayan dört gün çalışsın, olan dört yevmiye versin. Parası olmayanlar, yevmiye verenlerin yevmiyesiyle de çalışsın, bu yol bitsin!” demiş, bitmiş.

Aha Sivas, durdu gacırtısı kağnıdan çok olan makine. Birkaç kişi Pamukpınara, bir kaçı da Hasanoğlana gitti öncesinden. Bizimkisi sade öğretmen okulu ama. Ev? Ev, evvelden şehire kimsem gelmedi ki. Mahkeme, askerlik Şarkışla’da... Geceyle ortak bir ev buldum yine. Bulgurunan yağım benimle geldi bu sefer. Alaca kalaylı bir ufak kazan. Tek kazan. Yine çeşme sokakta. Kazanı yıkarız hem de gündüz. Onun ayıbı yok sadece pilav pişirmekten başka. Öbürleri yıkamıyor da kendi kazanlarını, nasıl olsa yine bulgur pişecek diye. Sivas soğuk. Okul, sıcak soba var. Ev soğuk soba yok. Ben üşüyorum, biz üşüyoruz. Pilavı gece yiyoruz doyup da hemen üşümeden uyuyabilelim diye. Oy kurban olduğum. Acep Vali olmak için kim bilir kaç yıl odun satmalı, kaç yıl ağıllarda yatmalı, kaç yıl dışarıda çimmeli. Ya padişah?

Sivas bitti, ben arttım. Önce vekil, sonra asil tayin oldum. Önce Anadolu, sonra bizim ora, sonra bizim köye verdiler beni, dediklerinden nice sonra. Çalıştım on yıl kadar, yine doyamadık. Ben doydum anam doymadı. Anam doydu babam aç kaldı, kardeşim aç kaldı. Alamanya, nerede? Ne yapılır? Giden olmuş mu? Zaten küçükken ilk kaçan da bendim köyden, ilk mektubu yazan da. Yine ben gittim ilklerle. İki yıl oldu. Çalıştım. Ben babamdan çok kazandım. İlkokuldan ikrar vermiştim anamın okumuş kasabasının yetim kızına. Avrat yüklü, doğurdu. Benim de oğlum oldu. Ben doğdum, oğlum oldum.

Çepni’de, anasının evinde doğurdu anam beni beş kızdan sonra. Hatırlamasam da bilirim biraz. Tam eşiğin ağzında. Bakamadı acep yine kız mı diye. Baktılar ki oğlan, hemen sıcak topraklara belediler üşümesin diye. Sırtımda da mosmor el var basılmış. Erenlerden kalmaymış sanırım.

Beni köyde bırakmışlar iki yıl. Sonra anam Kayseri’ye götürmüş bizi, babam demiş gidin diye. Artık kağnı bizden, biz kağnıdan inelim diye. Babam Almanya’da, ben, anam, beş kız Kayseri’de. Bir ev, tarlanın ortasında bir ev. Babam dedemden çok çalıştı. Hem şimdi ta Almanya’da. Borçla aldı evi. O ev bizim, hatta benim. Anam dedi. Kızlara verilmezmiş. Ama bunun da kilidi yok. Anam taş koyar kapının arkasına geceleri, açılmasın diye. Babam yok. Hep yoldaşımız olan gece korkumuz olmaya başladı artık. İyi ki evin çeşmesi içerde. Olmasa da anam bizi legende yıkar, kapıya salmaz üşümeyelim diye. Köyden alışkınız cağ denen yerde yıkanmaya. Biz üşümeyiz, anam peşke yakar akşama doğru. Ben anamla yatarım. Bacılarımın da üçü bir, ikisi bir yatarlar. Onlar da üşümezler. Hepimiz aynı odada yatarız hep beraber. Taş üşür bir tek. O, dış kapının arkasında yalınız yatar.

Mektup gelir babamdan. Benim elimi çizer, öyle yollarlar. Sözleşiriz telefonu olan birinin evine. Arar babam, duyar sesimizi, duyarız sesini. Bizi götürmez oralara bozuluruz diye. Kendi de gelecek zaten 30 yıl evvel.

 Ben babamdan az süründüm. Büyürken de doldum yavaş yavaş. Ben de pilavı çok yedim. Ama bana yaradı. Ben babamdan çok uzadım. Ne de olsa anam kızlardan gizli yedirirdi iyileri.

Ara sıra da misafir gelirdi babam. Görür, görüşür yollardık tekrar, yağını bulgurunu koymadan. Bekledik hep bir şeyi. Geçti zaman. Kızlar bir bir uçtu yuvadan. Elim büyüdü sayfayı taşar oldu. Saz tuttu, söz tuttu. Mey tuttu, silah tuttu. Ben de çok çalıştım, ama yalınız. Bir anam vardı son baktığımda. O da, önceki gibi kaybetme korkusundan olsa gerek. Aldım onu da yanıma, gittim babamın bırakamadığı yerden başlamaya.

Ana bir kız var çok güzel. Kimin nesi oğul, nereli? Yunan ana Yunan. Yunan Türklerinden mi? Yok ana, Yunan Yunanlarından. Anam beni koynunda büyütmüş, gözünden sakınır. Öyle kolay bölüşemez kimseyle. Caydırdı gene türlü Bizans oyunlarıyla beni. Bizimkisi sadece dostluktu gerçi...

Ben çalışırım gacırtısında dünyanın. Benim de oğlum olursa, ben doğarsam eğer yazarım elbet gerisini...

     CEYLAN